17 Ağustos 2011 Çarşamba
13 Temmuz 2011 Çarşamba
9 Temmuz 2011 Cumartesi
Kamçatka'dan Çıkmıyorum Ulan!

Galatasaraylıyım. Rijkaard'ı gönderdiğimiz zaman bayağı tiksinmiştim ama hep sevdim Galatasaray'ı. Fakat bugün Fenerbahçeliyim. Gerekirse giyerim çubuklu sarı larcivert formayı çıkarım sokağa. Hep sevdim zaten çubuklu Fener formasını.
12 Haziran 2011 Pazar
Bianet :: Galatasaray'ın Teknik Direktörü Allah mı? - Bianet
24 Mayıs 2011 Salı
Sonunda Bitti
Özet geçeceğim,
Son yılların en rahatsız edici lig yarışı sonunda bitti. Yıllar sonra tarih sadece şampiyonu yazacak ve bu yılki lig, aynı geçtiğimiz yıllardaki gibi bir istatistik olarak anılacak. Ama ben bir futbol severim ve bu sezonu istatistiklerin çok ötesinde hatırlayacağım kesin. Bu sezondan aklımda kalanlar, televizyonlara çıkıp, birisinin kulağına fısıldadığı fantezilerini, insanlara gerçekmiş gibi anlatmakta beis görmeyen bir milletvekili, rakibinin penaltılarının irdelenmesi gerektiğini düşünen bir teknik direktör, onun karşısında "ilahi adalet" diyen başka bir teknik direktör, imalı sözler söyleyip "şaka yaptım" diyen bir başkan, yan hakemlerin memleketleri üzerinden şaibe arayan adamlar vs vs. Futbol ise bunların hepsinden sonra aklıma geliyor.
Hedeflerine ulaşamamanın nedenini hep dışarıda arayan dimağlar, bu sezon STSL'nin içine ettiniz resmen. "Ben işemedim miki işedi" ile başlıyor bu, "rakip şike yaptı şampiyon olamadık" noktasına kadar geliyor. Fırat Aydınus son düdüğü çaldığında "Oh be" dedim, "Bitti." Bunu dedirttiğiniz için hepinize teşekkür ederim.
Siz bir hedefe ulaşamamışsanız bunun sorumlusu kesinlikle başkasıdır değil mi? Bu yüzden kendi eksiklerinizi görmüyorsunuz. Kendi oyuncularınıza da, rakibinizin oyuncularına da ne kadar büyük saygısızlık ettiğinizin farkında bile değilsiniz. Hem kendi başarınızı küçümsüyorsunuz, hem de rakibinize büyük terbiyesizlik yapıyorsunuz. Aslında hiçbirinizin futbolu sevdiği falan yok. Siz kazanmayı seviyorsunuz sadece. "Kazanmayı sevsek yıllardır şampiyon olmayan takımı tutmayız" argümanıyla çıkmayın sakın, kazanmaya yaklaştığınızda neye dönüştüğünüzü gördük. Önce şike diyen ağzınızı, sonra da kalbinizi kırarım.
En derin sevgilerimle.
1 Nisan 2011 Cuma
Başkana Gider Yapan Guardiola
Tabii ki başkanın, görüş bildirme konusunda benden daha tecrübeli olduğunu biliyorum. Kulübün geleneği alçakgönüllülük üzerine kurulu. Kaybettiğimizde de rakiplerimizi tebrik ederiz. Tüm oyuncularımız karakter olarak da örnek olmak zorundadır. Burası Barça.
Pep Guardiola, Kral Kupası'nda Real Madrid'i 5-0 yeneceklerini söyleyen Barcelona Başkanı Sandro Rosell'e cevaben.
22 Mart 2011 Salı
STSL Ne Kadar Eder?
11 Ocak 2011 Salı
4 Ocak 2011 Salı
26 Aralık 2010 Pazar
20 Kasım 2010 Cumartesi
Kurbanda Misimovic'e girmek
Saykodelik peygamberlerimizden Hz. İbrahim’in biricik evladına kıymasına razı olmayan Allah’u Te’ala’nın “Sakin ol Şampiyon!” diyerek gökten koyun indirmesinin yıldönümüne denk gelen şu mübarek kurban bayramında, Galatasaray yönetiminin birleşip kurban diye Misimovic’e girmesi dinen caiz midir bilemem lakin Wolfsburg’u şampiyon yapmış, Bundesliga'nın asist rekorunu kırmış, Bosna Hersek’i adam etmiş bir futbolcunun bu kadar çabuk piç edilmesi ayıptır, terbiyesizliktir, kıymet bilmezliktir.
Misimovic’in kadro dışı kalmasıyla ilgili yapılan açıklamalar bayağı ilginç. 1 hafta önce teknik direktör Hagi bir basın açıklaması yapıyor ve “bazı futbolcular ciddiyetsiz, devre arasına gelmeden onlarla yolumuzu ayırabiliriz” diyor. Moralman, Cübbeli Ahmet Hoca ile aynı masada maklube yemek zorunda kalan CHP Kadın Kolları Başkanı’ndan farkı olmayan takım bu açıklamayla daha da geriliyor. Elano, “Galatasaray’da mutluyum ama Brezilya’ya dönmek isterim” diyor bu açıklamalardan sonra. Taraftarlar olarak biz, isim verilmeden hedef gösterilen bu futbolcuların Servet, Ayhan, Mustafa Sarp gibi bayrak direğiyle arasındaki farkı kolay kolay bulamadığımız isimler olduğunu düşünüyoruz. Fakat bu isimlere hiçbir şey olmazken, takıma gelişi 3-4 ayı geçmeyen ve muhtemelen henüz hiç 90 dakika forma giymemiş Misimovic göt altına giderek kadro dışı bırakılıyor.
Her futbolcu kadro dışı bırakılabilir fakat bunun belli şartları var. Bakalım Misimovic bu şartlara uyuyor mu; Misimovic hiç antrenman kaçırmamış ve yine hiçbir antrenmana geç gelmemiş. Düzenli olarak yapılan fizik kondisyon testlerinde takımın ya en iyisi ya da ikincisi çıkıyor. Antrenmanlar çoğunlukla basına kapalı olmadığından Sabri’yi ya da Ayhan’ı pandiklemiş olsa haberimiz olurdu, demek ki bu da olmadı. O zaman sormak lazım; düzenli olarak antrenmanlara gelen, fizik kondisyonu takımın geri kalanından çok daha iyi olan ve görünürde bir arızasını görmediğimiz bir futbolcu neden kadro dışı bırakılır? Daha güzel sorular da var; 13. hafta itibariyle averajı ekside olan bir takımda, kadroya yeni katılmış bir hücumcu kadro dışı bırakırken savunmacılara dokunulmaması neye delalettir? Ankaragücü maçında, Rijkaard gitsin diye bilerek isteyerek takıma iki gol yediren Servet Çetin cumhuriyet sucuğu gibi defansın tam ortasında dururken Misimovic’i A2 takımına göndermenin mantığı nedir?
Mesele Misimovic’in kadro dışı kalması değil, yönetimin taraftarla taşak geçer gibi hareket etmesi. Dersin ki “Kardeş ben radikal kararlar aldım, bu takımla olmuyor”, Misimovic’in ardından gönderirsin Servet’i, Sarp’ı, Ayhan’ı falan, Paf takımdan da alırsın 4-5 tane futbolcuyu A takıma, geleceğe yatırım yaparsın, eyvallah deriz, sineye çekeriz. Ee ama bunu da yapmıyorsun. Ya da çık basının karşısına “Misimovic’in kabahati budur” de, o da yok.
Adnan Polat kimdir? Ne işe yarar? 10 yıldır stadyum yapıyoruz. Yok amına koyyim proje onaylanmadı, yok amına koyyim mühendisin kafasına kamyon çarptı, yok amına koyyim orası devlet arazisiymiş… 1 yıl sonra stadyum hazır diyorsun, aradan 5 yıl geçiyor. İşçiler bilmem ne zamandan beri maaş alamıyoruz diye gösteri yapıyor. Haldun “İn Haldun We Trust” Üstünel gibi bir adam yönetimi bırakıyor. Canlı yayında “Rijkaard’la sözleşme yenileyeceğiz, sonuna kadar arkasındayız” demenin üzerinden 1 ay geçmeden adamın sözleşmesini fes ediyorsun. Yerine de, kendi üzerindeki eleştirileri bertaraf etmek için taraftarın taptığı fakat son 5 yıldır takım çalıştırmamış, başarılı olamayacağını adın gibi bildiğin Hagi’yi getiriyorsun. Daha iki yıl evvel futbolu bırakan efsane Tugay Kerimoğlu’nu da onun yardımcısı yapıyorsun. İkisi de canımız ciğerimiz ama sen de en az bizim kadar biliyorsun, bu adamlar başarısız olacaklar. Galatasaray yönetimi kötü olabilir, başarısız olabilir, her şey olabilir ama yavşak olamaz. Galatasaraylılık bir kültürdür, gelenektir. Ve bu gelenekte ne Adnan Polat’a ne de Adnan Sezgin’e yer yok.
Adnan Sezgin’e de bir çift lafım var. Rijkaard’ın gönderilmesinden sonra gazetelere açıklama yapmış. Demiş ki “Taraftarın tepkisi yüzünden bugüne kadar 5 kez istifamı verdim ama başkanımız kabul etmedi”. Sevgili Adnan Sezgin, istifa bir kez verilir. İstifa tek taraflıdır. İstifa onurlu bir harekettir ama sayısı arttıkça kişinin onurunu da azaltır. Ben 6 yaşımdan beri istifa ediyorum ulan tribinizle 3-5 malın aklını alabilirsiniz ama emin olun yalnızca 3-5 malın aklını alabilirsiniz. Biz yemiyoruz zira.
Galatasaray yönetiminin meşruiyeti bitmiştir. Yönetimin istifa etmesi ve yeni bir kongre yapılması gerekir. Hagi ve Tugay Kerimoğlu kabul ederlerse –ben etmezdim ama onlar efendi adamlar, belki ederler- Paf takımın başına geçirilir ve geleceğe yatırım yapılabilir. Gelecek yıllar için kaliteli bir teknik adamla anlaşılabilir. Servet, Sabri, Ayhan, Sarp, Barış gibi futbolculara üzerinde “Başkanım beni al” yazan tişörtler giydirilip Aziz Yıldırım’ın kapısının önüne bırakılabilir, bir taşla iki kuş vurulabilir. Baros, Neill ve Cana hariç diğer yabancılardan bu saatten sonra hayır gelmez, onlar da devre arasında gönderilebilir. Yerlerine öncelikle genç takımdan oyuncular alınırsa daha mantıklı olur, zira zaten bu sene bitti, ilk 4’e girmek bile mucize olur. Bu sebepten bu kaybı bir iki oyuncuyu adam ederek kâra dönüştürebiliriz. Belki devre arasında bir iki tane –ki devre arasında böyle oyuncular bulunmaz pek- kaliteli yabancı alınabilir ama önceliğin Paf oyuncuları olması daha hayırlı olur. Taraftarlar birleşerek Polat Towers’ın önüne kakayla “GS ULAN” yazabilir, eğlenceli olur.
3-0 yenildiğimiz milli maçtan hemen sonra Hamit Altıntop çok güzel, çok yerinde bir şey söyledi. Dürüst olmalıyız dedi. Milli tarihimiz yalan, siyasetimiz yalan, kendimize atfettiğimiz tüm özellikler yalan, futbolumuz yalan, söylediklerimiz yalan… 85 milyon insan her gün aynı yalana uyanmaktan vazgeçmeli artık.
10 yıldır Galatasaray’ın kadrosunda Sabri var ulan, eksikliklerimizle barışalım artık.
20 Ekim 2010 Çarşamba
Dev Aynasındaki Karınca
10 Haziran 2010 Perşembe
Arçil ve Şota
Pele has shaking orgasm during sex
Anılar insana bir zamandan sonra masal gibi gelmeye başlıyor.
5 yaşına kadar yaşadığım yerde anılarıma kazınmış eski bir köşk vardı. Koca cümle kapısı ve görkemli bahçesini kaç kez rüyalarımda gördüm bilmiyorum. Aradan geçen 15-20 yılın ardından bu gördüğüm rüyalardaki köşkü anneme bir saraymışçasına anlatmamın ardından, annemin “Olur mu öyle şey evladım, fakirlikten fukaralıktan ölüyordu onlar” cevabıyla yaşadığım aydınlanmayı belli kiPele hiç yaşamamış. Halbuki Pele candır. Futbol hayatı boyunca yaklaşık 1100 gol atmış, bileğinin hakkıyla “Siyah İnci” lakabını almış ve çocukken izlediğimiz “Büyük Kaçış (Victory)” filmi ile gönüllerimize taht kurmuş Pele, 2010 yılının futbol namına en dandik tartışması olan “Messi mi Maradona mı?” sorusuna “Hele Messi 1000 gol atsın da ondan sonra benimle kıyaslasınlar onu” diyerek dan dun bir giriş yapmış. Gerçi iyi de yapmış, zira biz de Pele’nin bu açıklaması sayesinde futbolun geçmişten günümüze nasıl bir seyir izlediğini daha iyi anlamış olduk.
Futbol bence sürekli gelişen bir sporcu profili sunan bir spor. Yani aynı kalibredeki 10 yıl öncesinin futbolcusuyla şu anki futbolcuyu kıyaslayacaksak şu anki futbolcu muhtemelen daha iyidir diyebiliriz. Çünkü Ronaldinho‘nun attığı çalımı canlı yayından izleyen 2 milyar insanın en az yarısı yaptığı ilk maçta o çalımı deneyecektir. İlk maçta olmadıysa ikinci maçta yapacaktır, yine olmadıysa sonraki maçta. Ama muhakkak yapacaktır. O çalım futbol seyircisinin kolektif hafızasına kazınmıştır artık. Daha sonra gelecek oyuncu Ronaldinho’nun çalımından daha fazlasını yapmak zorundadır, çünkü onu zaten artık herkes yapmaktadır. Bu şekilde sürekli gelişerek ilerleyen bir futbol serüveni yaşıyoruz ne mutlu ki.
3-5 yıl öncesindeki futbolcuyla şu anki futbolcuyu karşılaştırırken bile “şu an futbol oynayan adamın çok büyük avantajı vardır” diyebilirken, Pele’nin futbolun karanlık zamanlarından fırlayarak “Hele bi 1000 gol atsın hele” demesi, anılarımdaki köhne ahşap binayı rüyalarımda saray olarak gördüğüm zamanlardaki çocukluğuma denk bir çocukluk. Yine de Pele güzel insan. “Kuru fasulye yaptım, yanına da bir baş soğan kırdık mı tadından yenmez” desen gelir oturur masaya 32 dişini gösterdiği gülümsemesi ve altın tarak erkek kuaföründe kesilmiş gibi duran saçıyla. Adeta bir amca oğlu, bir asker arkadaşısın Pele, bravo!
